Hatalı Bilirkişi Raporu ve Yargıtay Kararı
Hatalı bir bilirkişi raporuyla karşılaşan taraf, raporun kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde eksikliklerin tamamlattırılmasını, belirsiz noktaların açıklattırılmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden isteyebilir. Rapor, tek başına hükmü belirleyen bağlayıcı bir delil değildir; hâkim raporu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bu nedenle raporun hatalı, çelişkili ya da yetersiz olduğu iddiası, önce ilk derece mahkemesinde itirazla, ardından kanun yolu aşamasında (istinaf ve temyiz) ileri sürülür. Aşağıda konuyla ilgili kanun hükümleri ile Yargıtay ilamlarına atıf yapan Anayasa Mahkemesi kararlarından örnekler ele alınmıştır.
Bilirkişi Raporunun Hukuki Niteliği ve Sınırları
Bilirkişiye başvurulmasının koşulları ve raporun kapsamı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenmiştir. HMK m.266 uyarınca, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Aynı maddeye göre bilirkişi, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Bir raporun uzmanlık alanını aşarak hukuki değerlendirme içermesi, onu mevzuata aykırı hâle getiren başlıca sebeplerden biridir.
Raporda bulunması gereken zorunlu unsurlar (taraf bilgileri, görevlendirilen hususlar, incelenen maddi vakıalar, gerekçe ve sonuç gibi) HMK m.279’da sayılmıştır. HMK m.282’ye göre ise hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Yani mahkeme raporla bağlı değildir; raporun kabulü, yeniden rapor alınıp alınmayacağı ve hükme esas alınıp alınmayacağı mahkemenin takdirindedir. Bu ilke, bir Bursa Bilirkişilik Bölge Kurulu kararında da teyit edilmiştir.
Hatalı Rapora İtiraz: Süre ve Usul
Hatalı ya da eksik bir raporla karşılaşıldığında ilk adım, süresinde itiraz etmektir. HMK m.281’e göre taraflar, raporun tebliğinden itibaren iki hafta içinde raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren noktalar hakkında bilirkişinin açıklama yapmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilir. Bu süre içinde itiraz edilmemesi, ilerleyen aşamalarda tarafın aleyhine sonuç doğurabilir.
Nitekim bir trafik kazası kaynaklı destekten yoksun kalma tazminatı davasında mahkeme, davacı tarafça itiraz edilmeyen ilk bilirkişi raporunda hesaplanan miktarın davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiğini kabul etmiş ve ilk rapor doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu örnek, süresinde itiraz edilmeyen bir raporun sonradan aleyhe kullanılabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
İtiraz Reddedilirse: Kanun Yolu Aşaması
İlk derece mahkemesindeki itiraz sonuç vermezse, hatalı rapora dayanan hüküm istinaf ve ardından temyiz yoluyla denetlenir. İtiraz gerekçelerini süresinde ve somut biçimde ileri sürmek, kanun yolu aşamasında da belirleyicidir. Kanun yolu süreçlerinin nasıl işlediğine ilişkin ayrıntılar için istinaf başvurusu ve temyiz süresi yazılarımızı inceleyebilirsiniz. Yargıtay, hatalı rapora dayanan hükmü bozabilir; bu durumda dosya yeniden değerlendirilmek üzere yerel mahkemeye döner. Bozma ve onama kavramlarının ayrıntıları için Yargıtay bozma kararı ve Yargıtay onama kararı içeriklerimize bakabilirsiniz.
Yargıtay İlamlarına Atıf Yapan Somut Karar Örnekleri
Aşağıdaki örneklerde yer alan Yargıtay esas ve karar numaraları, doğrudan Yargıtay karar metninden değil, bu ilamlara atıf yapan Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarından alınmıştır. Bu nedenle örnekler, yüksek mahkeme kararı içindeki atıf niteliğiyle aktarılmaktadır.
Hesaplama Hatası Nedeniyle Bozma
Bir alacak davasında Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 10/12/2010 tarih ve E.2010/4752, K.2010/6851 sayılı ilamıyla; iş bedelinin belirli bir birim fiyata ilave yapılarak hesaplanması gerekirken bedeli fiyat farkı gibi hesaplayarak indirim yapan bilirkişi görüşüne bağlı kalınarak hüküm kurulması doğru görülmemiş ve karar bozulmuştur. Mahkeme bozma kararına uyarak yeniden hesaplama yaptırmıştır. Anayasa Mahkemesi bu başvuruda uzun yargılama süreci ve hesaplama nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Yetersiz Koşullarda Yapılan İmza İncelemesi
İmzaya itiraz konulu bir dosyada Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 9/11/2010 tarih ve E.2010/22814, K.2010/26240 sayılı kararıyla; hükme esas alınan raporun yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamı yerine icra mahkemesi hâkim odasında yapılan inceleme sonucu düzenlendiği, ilgili Hukuk Genel Kurulu ilkelerine uygun olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu örnek, raporun düzenlendiği koşulların da denetim konusu olabileceğini göstermektedir.
Raporun Tebliğ Edilmemesi: Adil Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, hükme esas alınan bir bilirkişi raporunun taraflara hükümden önce tebliğ edilmemesini adil yargılanma hakkı yönünden değerlendirmiştir. İlgili kararda, başvurucuya rapora yönelik yorum ve itirazda bulunma konusunda etkin ve pratik imkânların sağlanmamasının silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilmiştir. Buna göre taraflara, raporu inceleme ve itiraz etme imkânının fiilen sunulmuş olması gerekir.
Çelişkili Raporlar
Bir menfi tespit davasında başvurucu, önceki dosyalar kapsamında alınmış dört resmî raporda imzanın davacının eli ürünü olduğu tespit edilmesine rağmen, sonradan alınan ve diğer raporlarla çelişen son rapora çelişki giderilmeden itibar edilerek karar verildiğini ileri sürmüştür. Benzer şekilde bir trafik kazası tazminat davasında keşif sonrası alınan raporda tespit edilen kusur oranları, itiraz üzerine yeniden yapılan incelemede farklı belirlenmiş ve ikinci rapor hükme esas alınmıştır. Bu örnekler, çelişkili raporlar arasındaki uyumsuzluğun giderilmesinin önemini ortaya koyar.
Bilirkişinin Sorumluluğu ve Denetim Mekanizması
Gerçeğe aykırı bir raporun sebep olduğu zarar için devlet aleyhine tazminat davası açılabilir. HMK m.286’ya göre bu dava, raporun hükme esas alındığı mahkemeye göre bölge adliye mahkemesinin hukuk dairesinde veya Yargıtay ilgili hukuk dairesinde görülür. HMK m.287 uyarınca devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder; rapor kasten gerçeğe aykırı düzenlenmişse ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Bilirkişilik Yönetmeliği m.58 ise bilirkişinin Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi sayıldığını ve kasten veya ağır ihmalle düzenlenen raporun doğurduğu zarardan devletin sorumlu tutulabileceğini düzenler.
Bunun yanında bilirkişiler idari denetime de tabidir. Bilirkişilik Bölge Kurulları, mevzuata aykırı rapor düzenleyen bilirkişiler hakkında disiplin işlemi uygulayabilir. Örneğin bir Bölge Kurulu kararında, mahkemenin talep ettiği hususları karşılamayan ve gerekçesiz rapor sunan bilirkişiler hakkında 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu m.13 uyarınca listeden geçici çıkarma cezası verilmiş; karara karşı tebliğden itibaren 30 gün içinde itiraz yolu gösterilmiştir.
Özet
Hatalı bilirkişi raporu iddiası, öncelikle ilk derece mahkemesinde iki haftalık süre içinde yapılacak itirazla ileri sürülmelidir. İtiraz sonuç vermezse, hataya dayanan hüküm istinaf ve temyiz aşamasında denetlenir. Hesaplama hataları, yetersiz koşullarda yapılan inceleme, raporun tebliğ edilmemesi ve çelişkili raporların giderilmemesi, yüksek mahkeme kararlarında sıkça karşılaşılan bozma ve ihlal sebepleridir. Her dosyanın somut koşulları farklı olduğundan, itiraz gerekçelerinin ve kanun yolu stratejisinin bir avukatla değerlendirilmesi yerinde olur.
Davanız için ilk adımı atın
Dosyanıza özel bir ön değerlendirme için Çınar Hukuk Bürosu ile iletişime geçin.