Skip to content

Sanık Mahkemeye Gitmezse Ne Olur?

Sanık mahkemeye gitmezse ne olur sorusunun kısa yanıtı şudur: Ceza yargılamasında sanığın duruşmada hazır bulunması esastır. Mazereti olmadan duruşmaya gelmeyen sanık hakkında doğrudan mahkûmiyet verilmez; kural olarak önce zorla getirme, bu da sonuç vermezse yakalama emri gündeme gelir. Yani gelmemek yargılamayı durdurmaz, aksine sanık aleyhine zorlayıcı tedbirleri tetikler.

Bu yazıda, sanığın duruşmaya katılmaması halinde işleyen üç aşamalı süreci, yokluğunda yargılama yapılabilen istisnai halleri ve tutuklamaya kadar gidebilen sonuçları Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleri çerçevesinde açıklıyoruz. Yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir dosya için ayrıca hukuki destek almanız yerinde olur.

Temel kural: Sanığın duruşmada hazır bulunması esastır

CMK’nın “Sanığın duruşmada hazır bulunmaması” başlıklı 193. maddesinin birinci fıkrası, kuralı net biçimde ortaya koyar: “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.” Yani kural, geçerli bir mazereti olmadan gelmeyen sanık hakkında önce zorla getirme kararı verilmesidir. Bu temel düzenlemeye 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu metninden ulaşabilirsiniz.

Burada “geçerli neden” kavramı önemlidir. Hastalık, kaza veya zorunlu bir engel gibi belgelenebilir bir mazereti olan sanığın durumu ile hiçbir gerekçe göstermeden duruşmaya katılmayan sanığın durumu farklı değerlendirilir. Mazeretin usulüne uygun biçimde mahkemeye bildirilmesi ve belgelenmesi, zorlayıcı tedbirlerin önüne geçebilir.

Süreç üç aşamalı işler

Sanığın duruşmaya gelmemesi halinde mahkeme kademeli bir yol izler. Anayasa Mahkemesi’ne sunulan bir norm denetimi dosyasında bu süreç üç aşamayla özetlenmiştir:

  1. Davetiye (çağrı kâğıdı): Önce usulüne uygun bir çağrı kâğıdı çıkartılır (CMK m.145 ilgili düzenlemeleri).
  2. Zorla getirme: Usulüne uygun tebligata rağmen gelmeyen sanık hakkında zorla getirme emri düzenlenir (CMK m.146).
  3. Yakalama emri: Zorla getirme kararına rağmen duruşmada hazır edilemeyen sanık hakkında yakalama emri düzenlenir.

Aynı dosyada, bir davada “sanık hakkında 3 defa yakalama kararı çıkarılmak zorunda kalındığı” somut bir örnek olarak yer almaktadır. Bu aşamalı süreç ve ilgili maddeler hakkında ayrıntı için Anayasa Mahkemesi norm denetimi dosyasına bakabilirsiniz.

Çağrı kâğıdında ne yazar?

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün zorla getirme kararlarına ilişkin genelgesinde, CMK’nın 176. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tutuklu olmayan sanığa tebliğ edilecek çağrı kâğıdına, mazereti olmaksızın gelmediği takdirde zorla getirileceğinin yazılacağı belirtilmiştir. Yani sanık, daha davetiye aşamasında olası sonuçlar hakkında uyarılmış olur. Bu konudaki Adalet Bakanlığı genelgesine göz atabilirsiniz.

Mahkeme her zaman zorla getirme veya yakalama kararı verebilir

CMK’nın 199. maddesi, mahkemeye bu konuda geniş bir takdir yetkisi tanır: “Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir.” Bu, sanığın yargılamanın herhangi bir aşamasında hazır bulunmasının mahkemece zorunlu tutulabileceği anlamına gelir. Mahkeme, savunmanın bizzat sanıktan alınmasını gerekli görürse yargılamanın her anında bu yönde karar verebilir.

Sanığın yokluğunda yargılama yapılabilir mi?

Kural, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmamasıdır. Ancak kanun bazı ayrık haller öngörmüştür. Burada son yıllarda önemli bir değişiklik yaşanmıştır.

İptal edilen hüküm: CMK 193/2

CMK’nın 193. maddesine 5353 sayılı Kanun ile eklenen ikinci fıkra, “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” hükmünü içeriyordu. Yani sanığın beraat gibi lehe bir karar alması beklendiğinde, sorgusu yapılmadan dava sonuçlandırılabiliyordu.

Anayasa Mahkemesi, 8/9/2022 tarihli kararıyla (E.2021/118) bu fıkrayı Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Mahkeme, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine hükmetmiştir. Gerekçede, sanığın sorgusu yapılmadan davanın yokluğunda bitirilebilmesinin adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi ile bağdaşmadığı değerlendirilmiştir. Bu karara ilişkin resmî açıklama için Anayasa Mahkemesi’nin basın duyurusunu inceleyebilirsiniz.

Adli para cezasını gerektiren suçlarda ayrık düzenleme

CMK’nın 195. maddesi, yalnız veya birlikte adli para cezasını gerektiren bazı suçlarda farklı bir rejim öngörür. Bu kapsamdaki suçlarda, usulüne uygun tebligata rağmen duruşmaya gelmeyen sanık önceden sorguya çekilmişse ve mahkeme hazır bulunmasına gerek görmezse, dava onun yokluğunda bitirilebilir. Bu, 193. maddeden farklı, kendine özgü bir istisnadır. Maddenin hangi suç kategorilerini ve ceza eşiklerini kapsadığının somut dosyada madde metni üzerinden değerlendirilmesi gerekir.

Gelmemek tutuklamaya yol açabilir mi?

Duruşmalara gelmemek tek başına otomatik olarak tutuklama sonucu doğurmaz. Ancak zorla getirme ve yakalama süreci sonunda tutuklama gündeme gelebilir. Anayasa Mahkemesi’nin incelediği bir bireysel başvuru dosyasında, sanığın duruşmalara gelmemesi nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, yakalanmasının ardından baro tarafından tayin edilen müdafisinin huzurunda savunması alınarak tutuklandığı kayıtlıdır. Bu örnek, mazeretsiz gelmemenin yakalama ve ardından tutuklamaya kadar gidebildiğini gösterir.

Bununla birlikte tutuklamanın kendine ait koşulları vardır. CMK’nın 100. maddesi, tutuklama için “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması” şartını arar. Aynı madde, işin önemi ile verilmesi beklenen ceza arasında ölçüsüzlük bulunması halinde tutuklama kararı verilemeyeceğini de düzenler. Dolayısıyla tutuklama, gelmemenin doğrudan cezası değil; kaçma şüphesi gibi nedenlere ve ölçülülük değerlendirmesine bağlı ayrı bir tedbirdir.

Gıyabi tutuklama hâlâ var mı?

Eski ceza usul düzeninden (1412 sayılı CMUK) hatırlanan “gıyabi tutuklama” kurumu, günümüzde artık uygulanmamaktadır. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. maddesine göre, eski dönemde verilmiş gıyabi tutuklama kararları, belirli bir istisna dışında yakalama emri niteliğine dönüşmüştür. Bu nedenle bugün hukuken doğru terim “gıyabi tutuklama” değil, yakalama emridir. İlgili düzenlemeye 5320 sayılı Kanun metninden ulaşabilirsiniz.

Özetle ne yapmalısınız?

Hakkında ceza davası açılan bir kişi için duruşmaya katılmak hem bir yükümlülük hem de savunma hakkını kullanmanın en etkili yoludur. Katılamayacak durumdaysanız:

  • Mazeretinizi mümkün olduğunca erken ve belgeli biçimde mahkemeye bildirin.
  • Tebligatları takip edin; adres değişikliklerini güncel tutun.
  • Zorla getirme veya yakalama kararı gibi tedbirlerin önüne geçmek için savunmanızı bir avukatla birlikte planlayın.

Ceza yargılamasının işleyişi ve isnat edilen suçun niteliği, sonuçları doğrudan etkiler. Örneğin hapis cezasının ertelenmesi gibi kurumlar ya da suçun ait olduğu kategori (hayata karşı işlenen suçlar, mal varlığına karşı suçlar gibi) yargılamanın gidişatında belirleyici olabilir. Somut durumunuz için bir avukatla görüşmeniz önerilir.

Davanız için ilk adımı atın

Dosyanıza özel bir ön değerlendirme için Çınar Hukuk Bürosu ile iletişime geçin.