Skip to content

Vesayet Davası Nedir? Kapsamı ve İşleyişi

Vesayet davası, velayet altında bulunmayan küçükler ile belirli sebeplerle kısıtlanan erginlerin kişiliğinin ve malvarlığının korunması amacıyla sulh hukuk mahkemesinde yürütülen hukuki süreçtir. Bu süreç sonunda ilgili kişi vesayet altına alınır ve menfaatlerini temsil etmek üzere bir vasi atanır. Vesayetin yasal temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümlerinde düzenlenmiştir.

Bu yazıda vesayetin ne anlama geldiğini, hangi hâllerde gündeme geldiğini, vasi atamasının nasıl yapıldığını, ilgili tüzüğün kapsamını ve velayet ile vesayet arasındaki farkı yalnızca mevzuat hükümlerine dayanarak ele alıyoruz.

Vesayet nedir, vesayet davasıyla ne amaçlanır?

Vesayet, kendi menfaatlerini tek başına koruyamayacak durumda olan kişilerin hukuk düzeni tarafından korunmasını sağlayan bir kurumdur. TMK Madde 404 uyarınca velayet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır. Kanun ayrıca, belirli sebeplerle kısıtlanan erginlerin de vesayet altına alınacağını öngörür.

Vesayet davasının amacı, korunmaya ihtiyaç duyan kişi için uygun bir vasi atamak ve bu kişinin hem kişisel hem de mali işlerinin güvence altına alınmasını sağlamaktır. Vasi, vesayet altındaki kişiyi temsil eder ve onun menfaatine uygun hareket etmekle yükümlüdür.

Görevli mahkeme hangisidir?

TMK Madde 397 hükmüne göre vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir. Aynı ayrım, Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük Madde 8’de de tekrarlanmıştır.

Sulh hukuk mahkemesinin bu konuda görevli olmasının usul kanunu dayanağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 4’tür. Bu madde, diğer kanunların sulh hukuk mahkemesini görevlendirdiği davaların bu mahkemede görüleceğini belirtir.

Vesayeti gerektiren hâller nelerdir?

Vesayet, temel olarak iki ana grupta gündeme gelir: velayet altında bulunmayan küçükler ve kısıtlanan erginler.

Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 12.05.2011 tarih ve 1 sayılı iş bölümü kararında, TMK kapsamındaki vesayetle ilgili dava türleri sıralanmıştır. Bunlar arasında şunlar yer alır:

  • Aile meclisi kurulmasına ilişkin (özel vesayet) davalar (TMK m.398-403).
  • Velayet altında bulunmayan küçüğün vesayet altına alınmasına ilişkin davalar (TMK m.404).
  • Kısıtlamaya ilişkin davalar; bunlar arasında akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama (TMK m.405 ve m.409/2) açıkça yer alır.
  • Vasi atanmasına ilişkin davalar.

Kısıtlamaya yol açabilen diğer hâller arasında savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet ve kişinin kendi isteğiyle kısıtlanması da sayılabilir. Bu alt başlıkların her birinin somut koşulları ve madde numaraları için ilgili dosyada güncel kanun metninin incelenmesi yerinde olur.

Vasi nasıl atanır?

Vasi ataması, vesayet davasının en önemli aşamalarından biridir. TMK Madde 413’e göre vesayet makamı, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar. Gereken durumlarda birden çok vasi atanması da mümkündür.

TMK Madde 414 ise atamada bir öncelik sırası öngörür. Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarını taşımaları kaydıyla bu göreve atar. Bu değerlendirmede yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.

Yönetim kayyımlığı ile vesayet aynı şey midir?

Hayır. Vesayetin yanı sıra kanun, belirli durumlar için kayyımlık kurumunu da düzenlemiştir. TMK Madde 427, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için vesayet makamının bir yönetim kayyımı atayacağı hâlleri sayar. Bunlar arasında uzun süredir bulunamayan ve yeri bilinemeyen kişinin malları, malvarlığını yönetmekten veya temsilci atamaktan aciz kişiler, mirasçılık hakları henüz belli olmayan tereke ile cenin menfaati ve organsız kalmış tüzel kişiler yer alır. Kayyımlık, çoğunlukla belirli bir iş veya malvarlığı için öngörülen daha sınırlı bir koruma biçimidir.

Velayet ve vesayet arasındaki fark nedir?

Velayet ve vesayet, kişilerin korunmasına yönelik iki ayrı kurumdur ve aralarındaki temel fark TMK Madde 335 hükmünde ortaya çıkar. Bu maddeye göre ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır; yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Ayrıca hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalır. Bu hüküm Resmî Gazete’de yayımlanan bir mahkeme kararında da aynen aktarılmıştır.

Bu düzenlemelerden şu farklar çıkarılabilir:

  • Velayet, ergin olmayan çocuklar bakımından kanunen ana ve babaya ait olan, ayrı bir mahkeme kararı gerektirmeyen doğal bir kurumdur.
  • Vesayet, velayet altında bulunmayan küçükler ile kısıtlanan erginler için sulh hukuk mahkemesi kararıyla kurulan ve bir vasi atamasını gerektiren bir koruma kurumudur (TMK m.335, m.404, m.397).

Kısacası velayet ana-babanın mevcut konumuna bağlıyken, vesayet bir yargısal karara ve vasi atamasına dayanır.

Velayet, vesayet ve miras hükümlerinin uygulanmasına ilişkin tüzük

Vesayet uygulamasının ayrıntıları yalnızca kanunda değil, ikincil mevzuatta da düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük, 21/7/2003 tarih ve 2003/5960 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilmiş ve 10/8/2003 tarih ve 25195 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Tüzüğün 1. maddesinde belirtildiği üzere amacı, 4721 sayılı Kanunun velayet, vesayet ve mirasa ilişkin hükümlerinin uygulanmasını düzenlemektir.

Tüzüğün 58. maddesiyle, 1965 tarihli eski tüzük yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece vesayet uygulamasının güncel usul çerçevesi bu tüzükle çizilmiştir.

Vesayet kapsamında tutulacak defterlere ilişkin ayrıntılar ise 23/9/2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan ayrı bir Yönetmelikle düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre vasiliğe atanma kararının kesinleşmesi üzerine TMK Madde 438 uyarınca malvarlığı defteri tutulur. Belirlenen sürelerde defter tutulmaz veya tamamlanmazsa, vasi TMK Madde 483 hükümlerine göre vesayet makamınca görevden alınabilir.

Vesayet nasıl sona erer veya kaldırılır?

Vesayet süresiz değildir; vesayeti gerektiren sebebin ortadan kalkmasıyla sona erebilir. TMK Madde 472’ye göre kısıtlılar üzerindeki vesayet, yetkili vesayet makamının kararıyla sona erer. Vesayeti gerektiren sebep ortadan kalktığında vesayet makamı vesayetin sona ermesine karar verir. Ayrıca kısıtlı ve ilgililerin her biri vesayetin kaldırılmasını isteyebilir.

Vasinin değişmesi de mümkündür. TMK Madde 484 uyarınca ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi veya her ilgili, vasinin görevden alınmasını isteyebilir. Görevden alınmayı gerektiren bir sebebi başka yoldan öğrenen vesayet makamı ise vasiyi kendiliğinden görevden almakla yükümlüdür.

Değerlendirme

Vesayet davası, korunmaya ihtiyaç duyan küçükler ve kısıtlanan erginler için önemli bir güvence sağlar. Sürecin sağlıklı yürütülmesi, vesayeti gerektiren hâllerin doğru tespit edilmesine, uygun vasinin atanmasına ve defter tutma gibi yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlıdır. Kişisel durumlar birbirinden farklı olduğundan, somut bir vesayet veya kısıtlama talebinde güncel mevzuatın bir avukatla birlikte değerlendirilmesi yerinde olur.

Kişiler hukukuyla ilgili başka bir süreci merak ediyorsanız isim ve soyisim değiştirme davası konulu yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Davanız için ilk adımı atın

Dosyanıza özel bir ön değerlendirme için Çınar Hukuk Bürosu ile iletişime geçin.