İş Kazası Zamanaşımı Süresi: 2 Yıl mı, 10 Yıl mı?
İş kazası zamanaşımı süresi, Türk Borçlar Kanunu madde 72’ye göre iki ayrı süreden oluşur. Birincisi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayan 2 yıllık süredir. İkincisi, her hâlde fiilin işlendiği tarihten, yani iş kazasının meydana geldiği günden başlayan 10 yıllık süredir. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü bir fiilden doğmuşsa bu daha uzun süre uygulanır.
Bu yazıda iş kazası tazminat davası zamanaşımı konusunu genel çerçevede ele alıyoruz. Süre hesabı kazanın niteliğine, zarar kalemlerine ve dosyadaki belgelere göre değişebilir. Bu nedenle anlatılanlar kişiye özel hukuki görüş yerine geçmez. Süreniz dolmak üzereyse ya da dolduğundan şüpheleniyorsanız dosyanızı bir avukata göstermeniz gerekir.
Kısa cevap
- 2 yıl: Zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlar.
- 10 yıl: Öğrenme tarihinden bağımsızdır ve iş kazasının tarihinden başlar.
- İstisna: Ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı öngörülen bir fiilden doğan tazminatta o daha uzun süre uygulanır.
- SGK rücusu: Kurumun açacağı tazminat ve rücu davaları ayrı bir düzenlemeye, yani 5510 sayılı Kanun’a tabidir ve işçinin süresinden farklıdır.
İş kazası tazminat davası zamanaşımının dayanağı: TBK m. 72
İş kazasından doğan zararların tazmininde en sık başvurulan temel hükümlerden biri, haksız fiil tazminatına ilişkin kuralların yer aldığı Türk Borçlar Kanunu’dur. Kanunun zamanaşımını düzenleyen hükmü 72. maddedir. Metne mevzuat.gov.tr üzerindeki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu metninden, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayımladığı kanun metninden ve Resmî Gazete ilanından ulaşabilirsiniz.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın iş kanunları ve Türk Borçlar Kanunu’na göre sözleşme türlerini ele alan belgesi, 6098 sayılı Kanun’un 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girdiğini belirtir. Madde 72’nin bu tarihten sonra değiştirilip değiştirilmediği ise ayrıca kontrol edilmelidir. Yayımdan önce güncel metne bakmak gerekir.
Hükmün temel yapısı şöyledir:
- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
- Her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
- Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü, cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu daha uzun zamanaşımı uygulanır.
İki yıllık süre
İki yıllık süre, kazanın tarihine değil öğrenme tarihine bağlıdır. Madde metni iki unsuru birlikte anar: zararın öğrenilmesi ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesi. Yani süre, yalnızca bir olayın yaşandığı gün değil, zarar görenin hem zararı hem de bu zarardan sorumlu kişiyi bildiği tarih esas alınarak işler.
İş kazalarında bu ayrım önem kazanır. Kazanın hemen ardından zararın boyutu bazen belli olmaz. Tedavi süreci uzayabilir, iş göremezlik durumu sonradan netleşebilir. Bu gibi durumlarda öğrenme tarihinin hangi gün olduğu somut olayın verilerine göre değerlendirilmelidir. Bu yazıda belirli bir başlangıç tarihi iddia etmiyoruz, çünkü bu konuda doğrulanmış bir yargı kararına dayanmıyoruz. Sürekli iş göremezlik oranının kesinleştiği rapor tarihinin, ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatının ya da manevi tazminatın süre başlangıcına etkisi bu nedenle ayrıca bir avukat tarafından incelenmelidir.
On yıllık süre
On yıllık süre, öğrenmeden bağımsız bir üst sınırdır. Madde metnindeki “her hâlde” ifadesi bunu gösterir. Başlangıç noktası fiilin işlendiği tarihtir. İş kazası bakımından bu, kazanın gerçekleştiği gündür.
Bu sürenin mantığı basittir. Zarar gören kişi zararı ya da sorumluyu çok geç öğrense bile hukuk sistemi, tazminat borcunun belirsiz bir süre askıda kalmasına izin vermez. Kaza tarihinden 10 yıl geçmişse genel kural olarak talep zamanaşımına uğramış sayılır. Ancak bu sonuca varmadan önce ceza zamanaşımı istisnasının olaya uygulanıp uygulanmadığı da kontrol edilmelidir.
İki sürenin birlikte işleyişi
İki süre birbirini dışlamaz, birlikte işler. Hangisi önce dolarsa talep o tarihte zamanaşımına uğrar. Öğrenme kazadan kısa süre sonra gerçekleşmişse genellikle 2 yıllık süre belirleyici olur. Öğrenme çok geç gerçekleşmişse 10 yıllık üst sınır devreye girer. Kaza tarihinin doğru belirlenmesi bu nedenle her iki hesabın da başlangıç noktasıdır.
İş kazası tazminat davasının genel çerçevesi, taraflar ve talep kalemleri için iş kazası sonrası tazminat davası ve işçinin ile yakınlarının hakları yazımıza bakabilirsiniz.
Ceza zamanaşımı daha uzunsa ne olur?
TBK m. 72’nin önemli bir istisnası vardır. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü, cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa 2 ve 10 yıllık süreler yerine bu daha uzun süre uygulanır.
İş kazalarında bu hüküm gündeme gelebilir. Çünkü bazı iş kazaları, aynı zamanda ceza kanunu bakımından da bir fiil sayılabilir. Ancak bu yazıda ceza kanununun hangi fiile hangi zamanaşımı süresini öngördüğünü ve bunun tazminat davasına nasıl yansıdığını anlatmıyoruz. Bu konudaki süreleri doğrulanmış bir kaynağa dayandıramadığımız için yıl vermiyoruz. Burada yalnızca şu bilginin altını çiziyoruz: TBK m. 72’ye göre ceza zamanaşımı daha uzunsa tazminat davasında o süre uygulanır.
Pratikte bunun anlamı şudur. İş kazasının üzerinden 2 ya da 10 yıl geçmiş olması, tazminat talebinin kesin olarak zamanaşımına uğradığı sonucunu doğurmaz. Olayın niteliği, kazaya yol açan fiilin ceza hukukundaki karşılığı ve buna bağlı sürenin ne olduğu değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme hukuki bir incelemeyi gerektirir. Kendi başınıza süre hesabı yapıp dava hakkınızdan vazgeçmeniz doğru olmaz.
Zamanaşımı dolmuşsa ne olur?
TBK m. 72’nin son kısmı zamanaşımının sonucuna ilişkin bir kural da içerir. Haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, zarar gören bu borcu ifadan kaçınabilir. Madde bu yönüyle zamanaşımı süresinin dolmasının, tarafların birbirine karşı olan borç ilişkilerini nasıl etkileyebileceğine de değinir. Hükmün tam ifadesini ve hangi taraf bakımından uygulanacağını kanun metninden okumanız gerekir.
Genel olarak, süre dolduktan sonra dava açılması hâlinde karşı tarafın zamanaşımı itirazında bulunması beklenir. Dava dosyasında bu itirazın nasıl ve ne zaman ileri sürüleceği usul hukukuna ilişkin bir konudur. Bu yazı o kuralların ayrıntısına girmez. Önemli olan, süre geçtikten sonra dava açmanın da bir risk taşıdığını bilmenizdir.
Süre bakımından ayrıca incelenmesi gereken noktalar
İş kazalarında tek bir tazminat kalemi yoktur. Tedavi giderleri, geçici ya da sürekli iş göremezlik nedeniyle oluşan kayıplar, ölüm hâlinde yakınların uğradığı destekten yoksun kalma zararı ve manevi tazminat gibi farklı talepler gündeme gelebilir. Bu yazıda süre meselesini TBK m. 72 çerçevesinde anlattık. Ancak aşağıdaki noktalar için doğrulanmış bir kaynağa dayanmadığımızdan kesin bir süre ya da başlangıç tarihi vermiyoruz:
- İşçinin işverene karşı sözleşmeye aykırılığa dayalı iş kazası tazminatı talebinde 10 yıllık sürenin uygulanıp uygulanmadığı.
- Sürekli iş göremezlik oranını belirleyen Sosyal Güvenlik Kurumu ya da Sağlık Kurulu raporunun tarihinin zamanaşımının başlangıcına etkisi.
- Ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat bakımından başlangıç tarihi.
Bu konularda bir uyuşmazlığınız varsa güncel Yargıtay içtihadının ve dosyanızdaki belgelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Genel bir makaledeki özet, bu aşamada yeterli olmaz.
SGK’nın rücu davalarında süre farklıdır
İş kazası sonrasında yalnızca işçi ya da yakınları değil, Sosyal Güvenlik Kurumu da tazminat veya rücu davası açabilir. Kurum, iş kazası nedeniyle gelir ve aylık bağlamış ya da masraf yapmış olabilir. Bu ödemeler için sorumlulara başvurma hakkı, işçinin kendi tazminat davasından ayrı bir hukuki ilişkidir.
5510 sayılı Kanun’un mevzuat metnine göre Kurumca açılacak tazminat ve rücu davaları on yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre, rücu konusu gelir ve aylıklar için Kurumun onay tarihinden başlar. Masraf ve ödemeler için ise masrafın yapıldığı veya ödemenin gerçekleştiği tarihten başlar. İlgili maddenin numarasını bu yazıda vermiyoruz. Kanun metnindeki ilgili hükmü mevzuat sayfasından kontrol edebilirsiniz.
Bu kuralın iş kazası geçiren işçinin kendi tazminat davası bakımından doğrudan bir sonuç doğurmadığına dikkat edilmelidir. İşçi ve hak sahiplerinin süresi TBK m. 72’ye göre belirlenir. SGK’nın rücu davası ise ayrı bir süreye tabidir. İkisini birbirine karıştırmak yanlış süre hesabına yol açabilir.
Anayasa Mahkemesi kararındaki açıklama
Anayasa Mahkemesi’nin 1998’deki bir iş kazasından doğan SGK rücu davasıyla ilgili kararı, bu kuralın geçmişe ilişkin boyutunu gösterir. Karara göre 5510 sayılı Kanun 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girmiştir. İş kazasının meydana geldiği tarihte yürürlükte olan mülga 506 sayılı Kanun’da ise rücu davalarına ilişkin bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Mahkeme ayrıca, itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanacak kural olmadığını belirtmiştir.
Bu karar, kaza tarihinden önceki dönemde yürürlükte olan mevzuatın sonuçları değiştirebileceğini hatırlatır. Her kaza için aynı sürenin uygulanacağı varsayılmamalıdır.
Kazanın 1 Temmuz 2012 öncesinde olduğu durumlar
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce meydana gelen kazalarda hangi kanun hükümlerinin uygulanacağı sorusu doğabilir. Geçiş hükümlerinin kapsamını bu yazıda doğrulanmış bir kaynağa dayandıramadığımız için bu soruya cevap vermiyoruz. Kazanız bu tarihten önceyse, süre bakımından hangi hükümlerin esas alınacağı bir avukat tarafından ayrıca değerlendirilmelidir.
On yıllık genel zamanaşımı ve mahkemeye erişim hakkı
Zamanaşımı süreleri kesin gibi görünse de, uygulamada her katı yorum mahkemeye erişim hakkıyla uyumlu kabul edilmez. Anayasa Mahkemesi’nin bir bireysel başvuru basın duyurusu, zamanaşımı süresinin katı yorumlanması nedeniyle davanın reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ele alır. Duyuru kadastro ve 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi kaynaklı bir davayla ilgilidir. Bu nedenle iş kazası davalarına doğrudan uygulanamaz. Yine de zamanaşımı değerlendirmesinin yalnızca takvim hesabı olmadığını, somut olayın özelliklerinin de önem taşıdığını göstermesi bakımından genel bir dipnot olarak anılabilir.
Süre bakımından pratikte nelere dikkat edilmeli?
Zamanaşımı hesabı için belgeler ve tarihler önemlidir. Aşağıdaki başlıklar, bir avukatla görüşmeden önce toparlamanıza yardımcı olur:
- Kaza tarihi: 10 yıllık sürenin başlangıcıdır. Kaza tutanağı, SGK’ya yapılan bildirim ve sağlık kurumu kayıtları bu tarihi gösterir.
- Öğrenme tarihi: Zararı ve sorumluyu ne zaman öğrendiğinizi gösteren belgeler, yazışmalar ve raporlar 2 yıllık süre bakımından önem taşıyabilir.
- Ceza soruşturması: Kaza nedeniyle bir ceza soruşturması ya da kovuşturması yürütülmüşse bunun belgeleri, ceza zamanaşımı istisnası bakımından dikkate alınabilir.
- SGK yazışmaları: Kurumun yaptığı ödemeler, bağlanan gelir ve aylıklar işçinin kendi davasından ayrı bir rücu ilişkisi oluşturabilir.
Dava açılırsa tazminat hesabı için genellikle bilirkişi incelemesi yapılır. Raporlara nasıl itiraz edildiği konusunda iş mahkemesi bilirkişi raporu ve itiraz yolları yazımızdan bilgi alabilirsiniz. Davanın hangi mahkemede açılacağı sorusu için iş davalarında yetkili mahkeme yazımıza bakabilirsiniz.
Sık yapılan yanlışlar
Zamanaşımı konusunda sık karşılaşılan hatalar şunlardır:
- Tek bir süre olduğunu varsaymak: TBK m. 72 iki ayrı süre öngörür. Hangisinin önce dolduğu ayrıca değerlendirilmelidir.
- Ceza zamanaşımı istisnasını göz ardı etmek: Kazadan 10 yıl geçmiş olması her durumda talebin sona erdiği anlamına gelmez.
- SGK rücusu ile işçinin davasını karıştırmak: Kurumun rücu davası 5510 sayılı Kanun’daki on yıllık süreye tabidir. İşçinin tazminat davası ise TBK m. 72 çerçevesinde değerlendirilir.
- Tarihleri belgelemeyi ertelemek: Kaza tarihi, tedavi süreci ve raporlar zamanla kaybolabilir. Belgeleri erken toplamak süre tartışmalarında önem taşır.
Sonuç
İş kazası zamanaşımı süresi, TBK m. 72’ye göre zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her hâlde kaza tarihinden itibaren 10 yıldır. Ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı öngörülen bir fiilden doğan tazminatta ise o daha uzun süre uygulanır. SGK’nın rücu davaları 5510 sayılı Kanun’a göre ayrı bir on yıllık süreye tabidir ve bu süre işçinin kendi davasının süresiyle karıştırılmamalıdır.
Süre başlangıcı, zarar kalemleri, sözleşmeye aykırılığa dayalı talepler ve 1 Temmuz 2012 öncesindeki kazalar gibi noktalar ise somut olaya göre değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak için süre hesabını dosyanızdaki belgelerle birlikte bir avukata yaptırmanız en güvenli yoldur.
Davanız için ilk adımı atın
Dosyanıza özel bir ön değerlendirme için Çınar Hukuk Bürosu ile iletişime geçin.