Skip to content

İş Kazası Ölümle Sonuçlanırsa İşveren Ne Kadar Ceza Alır?

İş kazası ölümle sonuçlanırsa işveren ne kadar ceza alır sorusunun kanundaki temel karşılığı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesindeki taksirle öldürme suçudur. Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişiye iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörülür. Fiil birden fazla kişinin ölümüne ya da ölümle birlikte yaralanmaya yol açmışsa ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapistir.

Bu rakamlar bir tarife değil, mahkemenin kusur değerlendirmesi yaparak içinde hareket edeceği kanuni aralıktır. İşveren olmak tek başına mahkûmiyet doğurmaz. Ceza verilebilmesi için işverenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının ve bu aykırılığın ölüme yol açtığının ortaya konması gerekir. Somut bir dosyada hangi cezanın verileceğini önceden söylemek mümkün değildir. Bu yazı, kanundaki çerçeveyi ve ceza yargılamasında sık karşılaşılan başlıkları genel bilgi amacıyla açıklar.

İşveren ölümlü iş kazasında hangi suçtan yargılanır?

Bu yazı, işverenin ölümü istemediği, ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiasıyla yürütülen ceza yargılamalarını, yani taksirle öldürme suçunu ele alır. Kasten işlenen fiiller ve başka suç tipleri kapsam dışındadır. Hayata karşı suçların genel çerçevesi için Hayata Karşı İşlenen Suçlar yazısına bakabilirsiniz.

Taksir, TCK m. 22/2’de şöyle tanımlanır: dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle, suçun kanuni tanımındaki neticenin öngörülmeden gerçekleştirilmesi. İş kazası bağlamında netice, çalışanın ölümüdür. İşverenin ölümü istemesi aranmaz. Sorulan şey, ölümü önleyecek yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğidir.

TCK m. 85’e göre işverenin alabileceği ceza

Tek kişinin ölümü

Tek bir çalışanın ölümünde uygulanacak kanuni aralık, TCK m. 85/1 uyarınca iki yıldan altı yıla kadar hapistir. Bu, mahkemenin verebileceği alt ve üst sınırı gösterir. Mahkeme bu aralıkta somut bir ceza belirlerken failin kusurunu esas alır. TCK m. 22/4, taksirle işlenen suçlarda cezanın failin kusuruna göre belirleneceğini söyler.

Bu ilke pratikte önemlidir. Aynı kazada birden fazla kişi hakkında dava açılmışsa, herkes aynı cezayı almaz. Kusuru daha ağır bulunan kişinin cezası, daha hafif kusurlu bulunan kişinin cezasından farklı olabilir.

Birden fazla kişinin ölümü veya ölümle birlikte yaralanma

Fiil birden fazla kişinin ölümüne ya da ölümle birlikte yaralanmaya neden olmuşsa TCK m. 85/2 uyarınca ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapistir. İnşaat çöküşü, maden kazası veya asansör düşmesi gibi toplu ölümlü olaylarda bu fıkra gündeme gelir.

Anayasa Mahkemesi’nin basın duyurusuna konu olan olayda on işçi asansörün düşmesi sonucu hayatını kaybetmiş, savcılık 25 kişi hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet suçundan iddianame düzenlemiştir. Bu örnek, toplu ölümlü kazalarda yargılamanın tek kişiyle sınırlı kalmayabileceğini gösterir. Bu olaydan bir ceza süresi çıkarmak doğru olmaz, çünkü duyuruda böyle bir bilgi aktarılmamıştır.

Eski kaynaklarda görülen "3 yıl" bilgisi

Bazı eski yazılarda veya kitaplarda taksirle öldürmenin alt sınırının üç yıl olduğunu görebilirsiniz. Kanunun ilk hâlindeki m. 85/1 metninde alt sınır gerçekten üç yıl olarak yazılıdır. Güncel metinde ise alt sınır iki yıldır. Değişikliğin hangi kanunla ve hangi tarihte yapıldığı bu yazıda doğrulanmamıştır. Hangi metnin somut olaya uygulanacağı konusunda dosyayı inceleyen avukata danışılmalıdır. Güncel metni her zaman mevzuat.gov.tr üzerindeki kanun sayfasından kontrol edin. TCK’daki değişikliklere dair genel bir özet için Türk Ceza Kanunu TCK Değişiklikleri (27 Mayıs 2022) yazımız da incelenebilir.

Bilinçli taksir cezayı nasıl etkiler?

TCK m. 22/3’e göre kişi öngördüğü neticeyi istemediği hâlde netice meydana gelirse bilinçli taksir vardır. Bu durumda ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Örneğin işveren, ciddi bir tehlike bulunduğunu fark etmesine rağmen "bir şey olmaz" diyerek gerekli önlemi almamışsa ve ölüm gerçekleşmişse, mahkeme bilinçli taksiri değerlendirebilir.

Bilinçli taksirin bulunup bulunmadığı, dosyadaki delillere göre belirlenir. İşverenin tehlikeyi önceden bildiğini gösteren yazışmalar, uyarılar, tutanaklar veya önceki kaza kayıtları bu tartışmada rol oynayabilir. Ancak bu tür delillerin tek başına bilinçli taksir sonucu doğuracağı söylenemez. Aksi yönde bir genelleme yapmak, kaynaksız bir iddia olur.

Teorik üst sınır nasıl hesaplanır?

Aşağıdaki rakamlar kanun metninden yapılan aritmetik bir hesaptır. Kaynakta yazılı bir rakam ya da bir mahkeme uygulaması değildir. Yalnızca kanuni çerçevenin ne kadar genişleyebileceğini göstermek için verilir.

  • Tek ölümde bilinçli taksir hâlinde teorik üst sınır, 6 yıl ile yarım artırımın çarpımı olan 9 yıldır (6 x 1,5).
  • Birden fazla ölümde teorik üst sınır 15 yıl x 1,5 = 22,5 yıldır.

Mahkeme genel olarak önce alt ve üst sınır arasında bir temel ceza belirler, artırımı bu temel cezaya uygular. Bu nedenle bu teorik üst sınırların fiilen uygulanması beklenen sonuçlar olduğu düşünülmemelidir. Gerçek ceza, kusurun ağırlığına ve dosyanın somut verilerine göre belirlenir.

Kanunun taksire ilişkin başka hükümleri de vardır. Örneğin bilinçli taksirde cezada indirim yapılabilmesine ilişkin m. 22/6’nın güncel metni bu yazı hazırlanırken doğrulanamadığı için burada açıklanmamıştır. Bu konuda güncel kanun metni esas alınmalıdır.

İşverenin sorumluluğu nereden doğar?

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi, işverenin çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtir. Aynı madde bu yükümlülüğün kapsamını da sıralar. İşveren şunları yapmalıdır:

  • mesleki risklerin önlenmesi için çalışmalar yürütmek,
  • çalışanlara eğitim ve bilgi vermek,
  • gerekli araç ve gereci sağlamak,
  • alınan tedbirlere uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemek,
  • risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmak.

Ceza yargılamasında bu yükümlülükler, dikkat ve özen yükümlülüğünün içeriğini anlamada doğal bir başvuru noktasıdır. Mahkeme ve bilirkişi, kazanın olduğu işyerinde bu tedbirlerin alınıp alınmadığına bakabilir. Örneğin risk değerlendirmesi hiç yapılmamışsa, çalışan gerekli eğitimi almamışsa ya da tehlikeli işte gerekli araç ve gereç sağlanmamışsa, bunlar kusur tartışmasında önem kazanabilir. Bu yazı, bu sorumluluğun ceza hukukuyla ilişkisini genel hatlarıyla açıklar. 6331 sayılı Kanunun yürürlük tarihi ve kanundaki idari yaptırımlar bu yazıda ele alınmamıştır.

İşverenin bir iş sağlığı ve güvenliği firmasıyla veya uzmanla çalışması, bu yükümlülüğü tek başına ortadan kaldırmaz. Çünkü kanun, yükümlülüğü işveren üzerinde tarif etmektedir. Uzman veya firma ile çalışmanın dosyadaki etkisi, kusur dağılımı bakımından ayrıca incelenir.

Sorumluluk yalnızca işverende mi kalır?

Hayır. TCK m. 22/5’e göre birden fazla kişinin taksirle işlediği suçta herkes kendi kusurundan sorumludur ve her failin cezası kendi kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. Bu hüküm, Anayasa Mahkemesi’nin Ahmet Mutluer ve Diğerleri kararında da alıntılanmıştır. Dolayısıyla iş kazasında işverenin yanı sıra işveren vekilleri, teknik sorumlular, iş güvenliği uzmanları veya taşeron firma yetkilileri de yargılanabilir.

Kusur dağılımında "asli kusur" ve "tali kusur" ayrımı sık kullanılır. Anayasa Mahkemesi’nin basın duyurusuna konu asansör kazasında bilirkişi raporu, asıl işveren konumundaki şirketin idari ve teknik sorumlularını ile asansör firması yetkililerini asli kusurlu, iş güvenliği firmasını ise tali kusurlu bulmuştur. Soma maden faciasına ilişkin kararda da alıntılanan değerlendirmelerde işveren ve işveren vekilleri, teknik nezaretçiler ve iş güvenliği uzmanları arasında benzer bir kusur ayrımı yapıldığı görülür. Bu bölümlerin hangi değerlendirmeye ait olduğu net olmadığından, bu kararlardan yalnızca genel kusur dağılımı mantığı alınmalı, somut ceza süreleri çıkarılmamalıdır.

Kusur oranı, her somut olayda dosyadaki delillere göre belirlenir. Bir kazada işverenin asli kusurlu, bir başkasında tali kusurlu bulunması mümkündür. Çalışanın kendi davranışının kazadaki rolü de kusur değerlendirmesinde tartışılabilir, ancak bunun hangi sonuçları doğuracağı bu yazının kaynaklarıyla doğrulanamamıştır. Bu nedenle bu konuda genel bir kural verilmemiştir.

İş kazası ceza davası nasıl işler?

İş kazası ceza davası nasıl işler?

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. ve 5. maddeleri uyarınca ölüm olaylarında sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir ceza soruşturması yapılması gerektiğini belirtmiştir. Basın duyurusuna göre bu soruşturma belirli bir kişinin sorumluluğuyla sınırlı kalmamalı, olayın tüm yönlerini ortaya koymalıdır. İş kazası ceza davasında bu yaklaşım, yalnızca kazanın hemen yakınındaki kişilerin değil, iş organizasyonunu yöneten kişilerin de sorumluluğunun incelenmesi anlamına gelebilir.

Aktarılan asansör örneğinde süreç şöyle işlemiştir: Bilirkişi raporu hazırlanmış, kusur dağılımı belirlenmiş ve savcılık 25 kişi hakkında iddianame düzenlemiştir. Her dosyada aynı adımların aynı sırayla izleneceğini söylemek doğru olmaz. Ancak bilirkişi incelemesinin kusur değerlendirmesinde önemli yer tutabildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle bilirkişi raporu, işyerinin kayıtları ve tanık beyanları dosyanın seyrini belirleyebilir.

Taksirle öldürme suçuna ilişkin temyiz incelemesinde görevli daire bakımından, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 26.06.2025 tarihli ve 1 sayılı iş bölümü kararına göre TCK m. 85 kapsamındaki suçlar 12. Ceza Dairesi’nin görev alanındadır. Aynı daire ataması 09.02.2018 tarihli iş bölümü kararında da görülmektedir. İş bölümü kararlarının yürürlük tarihi doğrulanamadığından, güncel dağılım için Yargıtay’ın duyurularına bakılmalıdır.

İş kazası ceza davasına özgü Yargıtay kararları, ortalama ceza süreleri veya istatistikler bu yazıda yer almaz, çünkü doğrulanabilen bir kaynak bulunmamaktadır. Bu nedenle "genellikle şu kadar ceza verilir" gibi bir tahmin burada yapılmamıştır.

Dava zamanaşımı ne kadardır?

TCK m. 66/1 uyarınca, kanunda başka türlü yazılmış hâller dışında kamu davası, beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda on beş yılda düşer (m. 66/1-d). Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda süre sekiz yıldır (m. 66/1-e). Maddeye mevzuat.gov.tr’deki güncel kanun sayfasından ulaşılabilir.

Taksirle öldürmenin cezasının üst sınırı altı yıl olduğundan, bu madde metninden 15 yıllık sürenin uygulanacağı sonucu çıkar. Bu, kanun metninden yapılan bir çıkarımdır, kaynakta doğrudan "m. 85 için 15 yıl" yazmaz. Zamanaşımının kesilmesine ilişkin hükümler bu yazıda incelenmemiştir. Somut bir olayda sürenin hesabı, kaza tarihinden itibaren ayrıca yapılmalıdır.

Hapis cezasının ertelenmesi ve diğer seçenekler

Ceza belirlendikten sonra erteleme, seçenek yaptırımlara çevirme, takdiri indirim veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumların uygulanıp uygulanmayacağı sık sorulur. Bu yazı hazırlanırken TCK’nın ilgili maddelerinin güncel metinleri doğrulanamadığı için bu konuda kesin bir ifade kurulmamıştır. Örneğin kanunun 2004’teki metninde taksirli suçlarda çevirmeye izin verilirken bilinçli taksirde uygulanmayacağı yazılıydı. Ancak madde sonradan değişmiş olabilir, güncel hâli ayrıca teyit edilmelidir.

Genel bilgi için Hapis Cezasının Ertelenmesi yazımıza bakabilirsiniz. Ölümlü iş kazası dosyasında bu kurumların uygulanıp uygulanmayacağı, verilen cezaya ve kusurun niteliğine göre mahkemece değerlendirilir. Bu değerlendirmeyi önceden tahmin etmek doğru olmaz.

Taksirle öldürmenin uzlaştırma kapsamında olup olmadığı da bu yazıda doğrulanamamıştır. Bu konuda bir iddia kurulmamıştır. Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı uzlaştırma kapsamına giren suç listesi güncel durumu kontrol etmek için başvurulabilecek bir resmî kaynaktır.

İş kazası cezası dışında hangi süreçler vardır?

Ölümlü iş kazasının hukuki sonuçları yalnızca ceza davasından ibaret değildir. 6331 sayılı Kanundaki idari yaptırımlar, SGK’nın rücu davası, ölenin yakınlarının açabileceği maddi ve manevi tazminat talepleri ayrı süreçlerdir. Bu başlıklar bu yazının ceza odaklı kapsamı dışında kaldığından, burada açıklanmamıştır. Ceza davasındaki sonuç ile diğer süreçler arasındaki ilişkiyi de bu yazıda ele almadık.

Dosyada hangi belgeler önem taşır?

Kusur tartışmasında 6331 sayılı Kanun m. 4’teki yükümlülükler düşünülürse, işyerindeki şu belgelerin önemli olabileceği söylenebilir. Bu liste kanundaki yükümlülüklerden hareketle çıkarılmış genel bir çerçevedir, her dosyada aynı belgelerin aranacağı anlamına gelmez:

  • risk değerlendirmesi ve buna bağlı önlem kayıtları,
  • çalışana verilen eğitim ve bilgilendirme belgeleri,
  • gerekli araç ve gerecin sağlandığını gösteren kayıtlar,
  • tedbirlere uyulup uyulmadığının izlendiğini ve denetlendiğini gösteren tutanaklar,
  • iş güvenliği uzmanı veya firmayla yapılan yazışmalar.

Bu belgelerin eksikliği veya varlığı, bilirkişi incelemesinde kusur dağılımını etkileyebilir. İfade vermeden önce ve savunma hazırlanırken dosyanın bir avukat tarafından incelenmesi, hangi belgenin neyi gösterdiğini doğru değerlendirmek açısından önemlidir.

Özetle

Ölümlü iş kazasında işverenin cezai sorumluluğu, kural olarak TCK m. 85 kapsamında taksirle öldürme suçu çerçevesinde değerlendirilir. Tek ölümde kanuni aralık iki yıldan altı yıla kadar, birden fazla ölümde veya ölümle birlikte yaralanmada iki yıldan on beş yıla kadar hapistir. Bilinçli taksir varsa ceza üçte birden yarısına kadar artırılabilir. Her failin cezası kendi kusuruna göre belirlenir. Bu nedenle "işveren ne kadar ceza alır" sorusunun tek bir rakamla yanıtı yoktur. Yanıt, kusurun ağırlığına, delillere ve mahkemenin takdirine bağlıdır.

Davanız için ilk adımı atın

Dosyanıza özel bir ön değerlendirme için Çınar Hukuk Bürosu ile iletişime geçin.