Boşanmada Borç Paylaşımı: Eş Borçtan Sorumlu mu?
Boşanmada borç paylaşımı, borcun sahibini değiştirmez: kural olarak her eş kendi borcundan kendi malvarlığıyla sorumludur (TMK m. 224 ve m. 246). Boşanma davasının açılması ya da kararın kesinleşmesi, diğer eşi kendiliğinden borçlu yapmaz. Buna karşılık sözleşmeyi birlikte imzalayan, kefil olan ya da kanunen müteselsil sorumlu sayılan eş, boşandıktan sonra da alacaklıya karşı sorumlu kalabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Aşağıdaki kurallar Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde anlatılmıştır. Belirli bir dosyada sonucu sözleşmelerin içeriği, imza tarihleri ve eşlerin bağlı olduğu mal rejimi belirler.
Temel kural: Her eş kendi borcundan kendi malvarlığıyla sorumludur
TMK m. 224, edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerden her birinin kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumlu olduğunu düzenler. TMK m. 246 ise mal ayrılığı rejiminde aynı kuralı tekrarlar. Kanun metnine Mevzuat Bilgi Sistemi’ndeki Türk Medeni Kanunu sayfasından ulaşabilirsiniz.
Bu kuraldan şu sonuç çıkarılabilir: evlilik de boşanma da borcun sahibini değiştirmez. Borç, onu üstlenen eşin borcudur. Bu cümle kanun metninin doğrudan ifadesi değil, yukarıdaki hükümlerden yapılan bir çıkarımdır.
Uygulamada sık duyulan düşünce, evlilik süresince yapılan her borcun boşanmada yarı yarıya bölüneceği yönündedir. Kanundaki düzen böyle değildir. Alacaklıya karşı sorumluluk, borcun kimin adına doğduğuna göre belirlenir. Eşler arasındaki hesaplaşma ise mal rejimi tasfiyesinde ayrıca yapılır. Bu iki düzlemi birbirinden ayırmak gerekir.
Boşanma kararı alacaklıya karşı borcu ortadan kaldırır mı?
Hayır. Bankanın, kiraya verenin ya da bir başka alacaklının hakkı, onunla yapılan sözleşmeden doğar. Boşanma kararı, alacaklı ile sözleşme tarafları arasındaki ilişkiyi kendiliğinden değiştirmez. Ortak imzalı bir borçta boşanma kararının bankanın alacağını etkilemediği sonucuna varılabilir. Bu da kanun hükümlerinden çıkarılan bir değerlendirmedir.
Dayanak olarak TBK m. 163 gösterilebilir. Bu hükme göre alacaklı, müteselsil borçlulardan dilediğinden borcun tamamını isteyebilir. Borçluların sorumluluğu da borcun tamamı ödeninceye kadar sürer. Müteselsil borçlu iki eşten biri hakkında takip yapılması, bu nedenle mümkündür. İlgili hükümleri Türk Borçlar Kanunu’nun madde bazlı görünümünde inceleyebilirsiniz.
Aynı mantık ters yönde de geçerlidir. Borç yalnızca eşlerden birinin imzasını taşıyorsa ve aşağıda sayılan istisnalardan biri yoksa, alacaklı diğer eşe başvuramaz. Kimin hangi sözleşmeye hangi sıfatla imza attığı, bu nedenle ilk bakılacak noktadır.
Diğer eşin de sorumlu olabildiği durumlar
Kural her eşin kendi borcundan sorumlu olması olsa da kanun bazı hâllerde diğer eşi de sorumlu tutar. Başlıca durumlar şunlardır:
- Borca birlikte girilmesi, borca katılma veya birlikte ödünç alma nedeniyle müteselsil sorumluluk (TBK m. 163, m. 201, m. 382)
- Eş rızasıyla verilen kefalet (TBK m. 584)
- Ailenin sürekli ihtiyaçları için birliği temsil yetkisinin kullanılması (TMK m. 188 ve m. 189)
- Aile konutunun kirasına ilişkin özel düzenleme (TMK m. 194)
Birlikte borçlanma, borca katılma ve müteselsil sorumluluk
İki eş aynı sözleşmeyi borçlu sıfatıyla imzalamışsa ve borç müteselsil nitelikteyse alacaklı borcun tamamını dilediği eşten isteyebilir. TBK m. 163 bunu açıkça düzenler. Alacaklı için önemli olan, borcun tamamen ödenmesidir. Eşlerin kendi aralarındaki bölüşümü alacaklıyı bağlamaz.
TBK m. 201’e göre borca katılan kişi ile asıl borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumludur. TBK m. 382’ye göre bir şeyi birlikte ödünç alanlar da müteselsilen sorumludur. Bir eş diğerinin borcuna sonradan katıldıysa ya da para birlikte ödünç alındıysa bu hükümler gündeme gelebilir.
Hangi sözleşmenin bu kapsama girdiği, sözleşme metnine bakılarak belirlenir. Kredi veya kredi kartı gibi borçlarda eşlerden birinin yalnızca ev adresini paylaşması ya da hesabı kullanması, tek başına müteselsil sorumluluk doğurmaz. Önemli olan sözleşmede kimin taraf olduğudur.
Kefalet ve eş rızası: TBK m. 584
TBK m. 584’e göre eşlerden biri, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı yoksa veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmamışsa, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Maddenin tam metni Mevzuat Bilgi Sistemi’nde yer alır.
Rızanın zamanı da önemlidir. Rıza, kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce veya en geç kurulması anında verilmiş olmalıdır. Sonradan alınan bir onay bu şartı karşılamaz.
Maddede eş rızası aranmayan bir istisna da vardır. Kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılan kredilerde verilen kefaletlerde bu rıza şartı uygulanmaz.
Bir eş, diğerinin borcuna kefil olarak ya da kendi borçlusu sıfatıyla imza attıysa sorumluluğu o sözleşmeden doğar. Boşanma bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bu son cümle kaynaktaki doğrudan bir ifade değil, hukuki bir çıkarımdır. Rıza şartına uyulmadan verilen kefaletin sonuçları ise somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Birliği temsil yetkisi: TMK m. 188 ve m. 189
TMK m. 188’e göre her eş, ortak yaşam süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder. TMK m. 189/1 uyarınca temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumludur.
Temsil yetkisi olmadan yapılan işlemlerden eş kişisel olarak sorumlu olur (TMK m. 189/2). Yetki, üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılmışsa eşler yine müteselsilen sorumludur.
Kanun metninde doğrulanan ifade yalnızca ailenin sürekli ihtiyaçlarıdır. Market, kira ve fatura gibi gündelik giderlerin bu kapsama girebileceği düşüncesi bizim yorumumuzdur, kanun bu örnekleri saymaz. Bir borcun ailenin sürekli ihtiyacı sayılıp sayılmayacağı, borcun niteliğine ve tutarına göre somut olayda değerlendirilir.
Aile konutu kirası: TMK m. 194
Aile konutu eşlerden biri tarafından kiralanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş kiralayana bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı hâline gelir. Bildirimde bulunan eş, diğer eşle müteselsilen sorumlu olur. Bu düzenleme, kira borcundan sorumlu olmak isteyen eş için bir seçenek sunar. Diğer eşin borcunu kendiliğinden yüklemez.
Bu hüküm, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin bildirimde bulunması koşuluna bağlıdır. Boşanma sürecinde aile konutuna ilişkin kira sorunları yaşayan eşlerin sözleşmeyi ve yapılan bildirimleri dikkatle incelemesi gerekir.
Evlilik birliğinin giderleri: TMK m. 198
TMK m. 198, bir eşin birliğin giderlerine katılma yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlini düzenler. Bu durumda hâkim, onun borçlularına ödemeyi tamamen veya kısmen diğer eşe yapmalarını emredebilir. Bu hüküm, bir eşin diğerinin borcundan sorumluluğunu düzenlemez. Evlilik birliğinin giderlerinin karşılanmasına ilişkin ayrı bir mekanizmadır ve bu yazıda yalnızca karışıklık olmaması için anılmıştır.
Mal rejimi tasfiyesinde borçlar nasıl hesaba girer?
Boşanmada eşler arasındaki mali hesaplaşma mal rejiminin tasfiyesiyle yapılır. TMK m. 179’a göre tasfiyede eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. TMK m. 202/1’e göre eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini seçebilir. Madde metinlerini TMK’nın madde bazlı görünümünde bulabilirsiniz.
Anayasa Mahkemesi’nin basın duyurusunda da yasal mal rejimi şöyle anlatılır: kişisel mal sayılanlar dışında, eşlerin mal rejimi süresince elde ettikleri bütün mallar edinilmiş mal kabul edilir ve yarı oranında paylaşıma tabi tutulur.
Edinilmiş mal, eşin mal rejimi süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir (TMK m. 219). Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal sayılır (TMK m. 222). Kanun metnine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayımladığı kopyadan da bakılabilir.
Borçlar bu hesaba artık değer üzerinden girer. TMK m. 231’e göre artık değer, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan değerdir. TMK m. 236/1’e göre her eş, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur ve alacaklar takas edilir.
Pratik anlamı şudur: edinilmiş mala ilişkin bir borç, borçlu eşin artık değerini düşürür. Bu yolla diğer eşin katılma alacağı dolaylı olarak azalır. Ancak borç diğer eşe devredilmiş olmaz. Bu cümle de hükümlerden yapılan bir çıkarımdır.
TMK m. 253 ise paylaştırmada bedel eklenerek denkleştirme yapılmasını düzenler. Bu hesapta paylaşım konusu malların edinilmesinden doğan borçlar indirilir. Bir borcun edinilmiş mala ilişkin sayılıp sayılmayacağı, borcun hangi malın edinilmesiyle bağlantılı olduğuna bakılarak belirlenir. Kredi veya kredi kartı borçlarının hangi hâllerde bu kapsamda sayıldığı yargı uygulamasında ayrıca incelenmesi gereken bir konudur ve bu yazıda güncel içtihat tartışılmamıştır.
Şirket payı, taşınmaz veya diğer mal varlıklarının paylaşımı için ayrıca mal rejimi davası yazımızı inceleyebilirsiniz.
Dava tarihi neden önemlidir?
TMK m. 225/son’a göre mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine ya da mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde mal rejimi, dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Madde metnine yine TMK’nın madde bazlı görünümünden ulaşılabilir.
Bundan çıkan pratik sonuç şudur: boşanma davası açıldıktan sonra yapılan borçlanmalar, edinilmiş mallara katılma hesabının dışında kalır. Bu da bir çıkarımdır. Bu nedenle dava tarihi, hesaplamada hangi borç ve malların dikkate alınacağını belirleyen bir ölçüttür.
UYAP Mevzuat ve İçtihat Programı’nda yayımlanan bir Yargıtay kararında da bu yaklaşım görülür. Kararda 07.09.2015 tarihinde açılan boşanma davası kesinleşmiş ve mal rejiminin dava tarihi itibarıyla sona erdiği kabul edilmiştir (TMK m. 225/son). Kararda ayrıca katılma alacağının kanundan doğan bir hak olduğu ve bu hakkı talep eden eşin gelirinin ya da katkısının aranmadığı belirtilir.
Bu karar borçlar hakkında değil, katılma alacağı ve mal rejiminin sona erme tarihi hakkındadır. Bu nedenle bir borcun kime ait olduğu tartışmasında doğrudan dayanak olarak okunmamalıdır. Kesinleşmiş boşanma kararından sonraki süreç için hâkimin boşanma kararından sonra ne olduğunu anlattığımız yazıya bakabilirsiniz.

Eşler arasında borç paylaşım anlaşması yapılabilir mi?
Boşanma sürecinde eşler, kendi aralarında borçların nasıl bölüşüleceğini yazılı olarak kararlaştırabilir. TMK m. 226, eşlerin karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilmesine dayanak oluşturur. Kaynak olarak yine TMK madde bazlı görünümü kullanılabilir.
Bu tür bir anlaşmanın alacaklıya karşı etkisi ayrı bir sorudur. Eşler arasındaki paylaşım anlaşması, kural olarak alacaklıya karşı sorumluluğu değiştirmez. Bu sonuç TMK m. 224, m. 246 ve TBK m. 163’ten çıkarılabilir. Doğrudan bu ifadeyi içeren bir resmî kaynak bulunamadığı için bunu kesin bir kural olarak değil, hukuki çıkarım olarak sunuyoruz.
Örneğin ortak imzalı bir kredide eşlerden biri borcu tek başına ödemeyi kabul etmiş olabilir. Bu anlaşma eşlerin birbirine karşı hak ve yükümlülüklerini düzenler. Ödeme yapılmazsa alacaklı yine müteselsil borçlulardan birine başvurabilir. Bu nedenle anlaşma metninde ödeme planının, belgelerin ve ödenmemesi hâlinde ne olacağının açıkça yazılması önemlidir.
Mal rejimini evlilik öncesinde veya evlilik sırasında yazılı olarak düzenlemek isteyen çiftler için evlilik sözleşmesi yazımız da yararlı olabilir. Bu tür düzenlemelerde yöntem ve şekil şartları ayrıca incelenmelidir.
Ortak borcu ödeyen eş diğerinden ne isteyebilir?
Alacaklıya karşı sorumluluk ile eşler arasındaki iç ilişki farklıdır. TBK m. 167’ye göre aksi kararlaştırılmadıkça veya ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlular alacaklıya yapılan ödemeden birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludur. Yani ortak borcu tek başına ödeyen eş, diğer eşe iç ilişkideki payı oranında başvurma imkânı arayabilir.
Bu başvurunun koşulları, süresi ve boşanma sonrası uygulanışı, somut olaya göre değerlendirilir. Boşanma sonrası ortak borçlu eşin diğerine rücu hakkına ilişkin güncel yargı uygulaması bu yazıda ayrıca incelenmemiştir.
Eşler arası borçlar için TMK m. 217 de akılda tutulmalıdır. Hükme göre mal rejimi, eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Borcun yerine getirilmesi borçlu eşi evlilik birliğini tehlikeye düşürecek dereceye varırsa hâkim ödeme için süre verebilir. Bu hüküm eşlerin birbirine olan borçlarıyla ilgilidir, üçüncü kişilere olan borçları kapsamaz.
Kusur ve borç sorumluluğu aynı şey midir?
Bir borcun kime ait olduğu ve alacaklıya kimin karşı sorumlu olduğu yukarıda anlatılan sözleşme ve kanun hükümlerine göre belirlenir. Boşanmada kusur değerlendirmesi ise ayrı bir başlıktır. Kusurun anlamı ve ispatı için boşanmada kusur ve önemi yazımıza bakabilirsiniz.
Boşanma sürecinde borçlarla ilgili dikkat edilecek noktalar
Aşağıdaki liste genel bir çerçeve sunar. Kişiye özel hukuki görüş niteliği taşımaz.
- Sözleşmeleri toplayın. Kredi, kefalet, kira ve benzeri sözleşmelerde kimin hangi sıfatla imza attığını belirleyin.
- Kefalet varsa rıza belgesini inceleyin. TBK m. 584 yazılı rıza arar. Rızanın zamanı da önemlidir.
- Dava tarihini not edin. Mal rejimi dava tarihinde sona erer (TMK m. 225/son). Sonradan doğan borçların hesaptaki yeri bu tarihe göre değerlendirilir.
- Borcun amacını belgeleyin. Artık değer hesabında yalnızca edinilmiş mallara ilişkin borçlar dikkate alınır (TMK m. 231).
- Paylaşım anlaşmasını yazılı yapın. Alacaklıya karşı etkisinin sınırlı olabileceğini unutmayın. Süreç boyunca boşanma davasında avukatın rolünü inceleyerek hangi konularda hukuki destek alınabileceğini değerlendirebilirsiniz.
Sonuç
Boşanmada borç paylaşımı konusunda temel ilke, her eşin kendi borcundan sorumlu olmasıdır. Boşanma borcu silmez, bir eşten diğerine de aktarmaz. Ortak imza, müteselsil sorumluluk, yazılı rızayla verilen kefalet ve birliği temsil gibi hâllerde ise diğer eş de alacaklıya karşı sorumlu olabilir.
Eşler arasındaki hesaplaşma ise mal rejimi tasfiyesinde yapılır. Burada borçlar, edinilmiş mallara ilişkin olmaları hâlinde artık değer hesabını etkiler ve dava tarihi belirleyici olur. Somut bir borç için hangi kuralın uygulanacağı, belgelerin incelenmesini gerektirir.
Davanız için ilk adımı atın
Dosyanıza özel bir ön değerlendirme için Çınar Hukuk Bürosu ile iletişime geçin.